Değerli Okurlarım, Sevgili Takipçilerim
Bir hayli uzun bir zamandır sizlerden uzak kaldım. Daha önce bu sayfadan ulaştığınız yazılarıma bu süre içerisinde ara vermek zorunda kaldım, zira emir büyük yerdendi; zorunlu olarak bir Trakya tatiline çıkmam icap etti. Ben de sırf şahsıma verilen bu vatan görevini layığıyla yerine getirebilmek için sizlerden, ailemden ve çok sevdiğim çocuklarımdan tam üçbuçuk ay boyunca ayrı kaldım.
Bu arada belirtmeliyim ki hemen yan tarafta yer verdiğim fotoğraf, bahsettiğim tatile çıkarken çekilmişti. Türkiye'nin en önemli bilim insanları ile birlikte Metris Cezaevi'nin kapısına doğru ilerlerken (17 Nisan 2009 - önden arkaya Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Ferit Bernay, Hamdi Gökhan Ecevit, Prof. Dr. Erol Manisalı, Ömer Sadun Okyaltırık, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu)Aslında bu fotoğraf nedeniyle ben bir özür borçlu olduğumu düşünüyorum... Öncelikle çocuklarıma, tüm Türk çocuklarına! Daha sonra da anneme, rahmetli babama, bana her zaman ikinci bir anne olan ablama, beni yetiştiren ve bugünlere gelmemde büyük emeği olan öğretmenlerime... Sakın bana hakkınızı helal etmeyin! Sebep bu fotoğrafın bizzat kendisidir!
Bu fotoğraf var ya, bu fotoğraf... Türkiye'de ne kadar yasadışılık varsa, ne kadar kokuşmuşluk varsa, ne kadar yolsuzluk-hırsızlık varsa, ne kadar sosyal adaletsizlik varsa, kadrolaşma, yandaş kayırma, peşkeş çekme, devlet imkânlarını ve kamu görevlerini suistimal... Aklınıza ne gelirse her şeyin aynasıdır bu fotoğraf!
Yok öyle hemen bu fotoğrafta beni Türkiye'nin en önemli fikir ve bilim insanları ile birlikte tatile çıkarken görünce, duygusal davranmayın sakın... Saydığım tüm bu kötülüklerin baş sorumlusu bizleriz! Bugüne kadar karşısında eğilmediğimiz, boyun bükmediğimiz emperyalizmin ve faşizan baskıların karşısında gerçekten de eğilip bükülmeliydik belki de... Kimbilir belki de, her ihanete gözümüzü kapayıp, hiçbirine sesimizi çıkarmamalıydık... "Adam sen de, bana ne" deyip geçmeliydik herhalde... O zaman bu fotoğraf, bu sayfada kesinlikle yer bulmayacaktı. Ben de özür mözür dilemek zorunda kalmayacaktım çocuklarımdan, ailemden, öğretmenlerimden ve tüm sevdiklerimden...
Evet, şimdi ben açıkça özür diliyorum... Hatta bununla ilgili bir özür diliyorum kampanyası da ben açıyorum... Ve diyorum ki:
Başta devlet büyüklerimiz olmak üzere, tüm Türk Halkı'ndan özür diliyorum, çünkü ben Atatürkçüyüm, laikim ve cumhuriyetçiyim; hep de öyle kalacağım!
Yasama'dan özür diliyorum, çünkü artık katılımcı demokrasi ve çok seslilik adına ne yazık ki ortaya hiçbir şey koyulamadığını, demokrasi ve sosyal hukuk devleti noktasında beni tatmin edemediğini söylüyorum!
"Adalet devletin temelidir!" sözüne tamamen katılmakla birlikte, adaletin ve adalet duygumuzun da neredeyse tamamen Türk Ulusu'nun elinden alındığını söylüyorum! Bunun için de özür diliyorum! (Hukuğa ve adalete işi düşmüş, masum ama mağdur bir vatandaş olarak nereye gideceğini, hangi kapıyı çalacağını bilen varsa lütfen bana da söyleyiversin).
Evimize gelen misafirin davetli ya da davetsiz olup olmadığına bakmaksızın her türlüsünü sevip baştacı ettiğim halde, hiçbir geçerli ve somut sebep yokken sabahın kör vaktinde 8-10 kişi gelen "elçileri" sevmiyorum! Özür diliyorum...
Aslında görevi benim gibi mağdur vatandaşlara yardım etmek olan ancak hukuksuz ve yasal olmayan yaklaşımlar karşısındaki itirazlarıma mukabil "Saat sabahın beşi oldu. Biz burada kimseyi idam etmiyoruz!" diye çıkışan kamu görevlilerini asla tasvip etmiyorum, görevde kalmalarını hiç istemiyorum! Kusura bakmayın, bunun için de özür borçluyum!
Son olarak, üçbuçuk ay süren mecburi tatilim nedeniyle büyük üzüntü çeken, maddi ve manevi birçok sıkıntı yaşayan eşim, çocuklarım, annem ve ablamdan da özür diliyorum. Özür diliyorum çünkü yaşadıklarımı asla ve asla unutamıyorum... Mevcut hukuk ve adalet sistemimiz içerisindeki haksızlıkların, usûlsüzlüklerin, yasadışılıkların, keyfiliklerin hesabını birilerinin mutlaka vermesi lazım... Kişisel bir kin filan değil bu, ama sadece ve sadece geleceğe karşı olan ulusal ve toplumsal sorumluluk duygusu, birilerinin bu hesabı vermesini elzem kılıyor.
Nazi Almanyası'nda yaşayan Martin Niemöller ismindeki bir papazın anılarında yazdığı şu satırlara eminim çoğunuz aşinasınızdır:
"Önce sosyalistleri gelip aldılar. Sesimi çıkarmadım çünkü sosyalist değildim. Daha sonra gelip sendikacıları topladılar. Yine sesimi çıkarmadım çünkü sendikacı da değildim. Ardından Yahudileri toplamaya geldiler. Ben Yahudi olmadığım için yine sesimi çıkarmadım. En son beni götürmeye geldiklerinde ise etrafımda benim için sesini çıkaracak hiç kimse kalmamıştı."
Allah göstermesin, gün gelip de bu sözleri hatırlayıp hayıflanmak yerine, gerekli toplumsal tepkilerin doğru yer ve zamanda ortaya koyulması yerinde olacaktır.
Özür dilerim!!!
Saygılarımla,
Ömer Sadun Okyaltırık
Yeni Parti Kadıköy İlçe Teşkilatı
Yönetim Kurulu Üyesi
0 yorum:
Yorum Gönder