Ey Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir... Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

27 Nisan 2008 Pazar

BİR ÇİFT SÖZÜM VAR...

Türkiye’de günler birbirini kovalarken; zaman, karşı konulamaz bir çaresizlik içinde hızla akıp giderken, bir sorun çözülmeden ülkenin başına bir yenisi çıkarken, gündemi takip etmek için olağanüstü bir gayret gerekiyor. Konular muhtelif...

CUMHURİYET HALK PARTİSİ 32. OLAĞAN KURULTAYI

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 32. olağan kurultayında ortaya çıkan tablo hiç de sürpriz değildir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’ın 10. kez genel başkan olacağı çok önceden zaten belliydi. Belli olmasına belliydi de, asıl üzerinde durulması gereken konu başka...

Sorun, Deniz Baykal’ın ya da bir başkasının genel başkan olmasından ziyade, parti içi düzenlemelerin ve uygulamaların, Türkiye’nin geleceği için örnek teşkil edip etmemesi sorunudur. Madem ki, CHP’liler olarak hepimiz, siyasi partiler yasasının ve seçim sisteminin değiştirilmesi gibi belli bir ortak paydada buluşuyoruz; o halde neden bu kurultayda da aynı sorunlar yaşanmıştır? Neden işe içtüzüğümüzün gözden geçirilmesiyle ve gerekli değişikliklerin yapılmasıyla başlanmamıştır? Kurultayımızın, tüm Türkiye’ye örnek olması açısından, iktidara yürüyen bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak kendi içimizde geleceğe dönük birtakım adımların atıldığını göstermemiz şık olmaz mıydı? Deniz Baykal’ın genel başkanlığına herhangi bir itirazım yok da, sokaktaki milyonlarca CHP seçmenine ne söyleyeceksiniz? Bir taraftan demokrasiden bahsedeceksiniz, diğer taraftan kendi atadığınız delegelerin verdikleri oyların Deniz Baykal’ı işaret ettiğinden...

Bunları söylerken, her şeye rağmen, CHP’li bir küskün filan olmadığımı da ifade etmeliyim. Sadece parti içindeki seçim sisteminin doğru olmadığını tespit eden bir partili, ya da sade vatandaş kimliğimle bu konuları dile getiriyorum. Her şeye rağmen küskün değilim, diyorum, çünkü daha CHP'ye üye olalı henüz bir sene oldu. Fakat buradaki "her şeye rağmen" bir anlam ifade etmektedir. Şöyle ki; en basit bir mahalle delegeliği için bile önümüze çıkan, “parti üyeliğinde altı ayı doldurmadan delege olunamaz” koşulunun, milletvekili adayları için geçerli olmadığı söylenmiştir. Başka bir ifade ile, Türk Halkı’na hizmet edebilmek için milletvekili adayı olan partili arkadaşlarımızda herhangi bir altı ay şartı aranmazken, mahalle delegeliği için bu koşuldan bahsedilebilmektedir. Mevzuatta iki durum arasında fark olduğundan söz ediliyor, ancak parti içinde kimin delege olacağına yönelik insiyatif, genel başkanın iki dudağının arasında iken ve tüzükte de bu durumdan bahsediliyorken, altı ay koşulunu öne sürmek, hem ülkemiz hem de partimiz adına yararlı işler ortaya koyabilecek insanların önünü kesmek değildir, de nedir? Mahalle delegesi olmak için girişimde bulunduğumda, benim de önüme altı ay koşulu gelmişti. Ama yine de buna rağmen asla küsmedim, tam tersine bir şeylerin yanlış yönetilmekte olduğunu gördüm ve düzeltmek adına çalışmamız gerektiğini fark ettim.

İkinci konu; Türkiye’yi lider sultasından kurtacak siyasi partiler kanunun yeniden, ama adam gibi düzenlenmesi sorunudur. Türkiye, yıllardan beridir kısır bir döngü şeklinde aynı siyasetçiler tarafından nöbetleşe yönetilegelmiştir. Gelişim için değişim ve yenileşme şarttır. Kendisinden sonra gelecek nesilleri iyi yetiştiremeyen organizasyonlar, ki buna devletler de dahildir, yok olmaya mahkûmdurlar. Deniz Baykal’ın genel başkanlığı bırakacak kimsenin olmadığını düşünmesi kendi içinde tutarlı olabilir, ama bu durum, kuramsal olarak tamamıyla yanlıştır ve asla kabul edilemez! Genel başkanlığı bırakacak kimsenin olmaması diye bir şey kabul edilemeyeceği gibi, aynı zamanda geleceğin genel başkan adaylarını yetiştirmek de siyasi partinin, hatta mevcut genel başkanın görev tanımında özellikle yazılı olarak bulunması gereken bir husustur. Bilimsel olarak da desteklenebilecek gerçek, gelişim için değişimin ve yenileşmenin esas olduğudur. Peki Cumhuriyet Halk Partisi’nin 32. kurultayında değişen neydi? Topyekûn gelişim için değişiklik ve yenilik 32. kurultayın neresindeydi? Genel başkan yine aynı genel başkan, parti meclisi de büyük bir ihtimalle bu yazıyı kaleme aldığım sırada aynen seçilecek.

Şu anda içinde bulunduğum sivil toplum insiyatifindeki çalışma arkadaşlarımdan bazıları ise genel başkanın kim olduğunun önemli olmadığını, kurultay sonrasındaki söylem ve yaklaşımların önemli olduğunu söylemektedirler. Oysa yedi seçimdir başarı sağlayamayan bir parti yönetimi, bu kurultayın sonunda da aynen göreve devam edecektir. Bundan sonra ise bize düşen yine aydınlık bir gelecek hayallerimize devam etmek olacaktır.

Bundan bir süre önce, Cumhuriyet Halk Partisi “Siyaset Okulu” adı altında bir proje başlattı. Projenin pilot uygulaması İstanbul’da başladı. Bunun ileriye dönük faydasının olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz, ancak 32. Kurultay’da genel başkanlık yarışında ortaya çıkan aday adaylarının hiçbirisi % 20 barajını aşamamışlar, ön elemeyi geçememişlerdir. Sosyal demokrasinin yılmaz savunucusu olan bir siyasi partinin kurultayında, % 20 gibi yüksek bir baraj uygulamasını anlamakta şahsen ben oldukça zorlanıyorum. Bilmem siz bu durumu anlayabiliyor musunuz?

Tuncay Özkan’ın Cumhuriyet Halk Partisi’ne üyeliği

Sosyal demokrasiden yana olan partimizin birlik, beraberlik, ulusal değerlere sahip çıkma konusunda tavizsiz olduğunu hepimiz biliyoruz. Sayın Deniz Baykal, kurultay konuşmasında, “bugünkü iktidarın alternatifi vardır ve hazırdır. Bu alternatif Cumhuriyet Halk Partisi’dir; ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin alternatifi yoktur” demiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin alternatifinin olmayacak kadar güçlü bir biçimde iktidara yürümesi, ulusal değerlerimize, Atatürkçülüğe, laikliğe ve Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkan tüm sosyal demokratları birleştirmekten geçmemekte midir? O halde Biz Kaç Kişiyiz Sivil Toplum Platformu ve Memleket Sevdalıları Derneği gibi güçlü bir örgütsel alt yapısı hazır olan Sayın Tuncay Özkan’ın Cumhuriyet Halk Partisi’ne üyeliği neden bir senedir cevaplanmamıştır? Böylesine güçlü bir altyapısı olan örgütlenmeyi dikkate almamak, hatta dışlamak ulusal birliğe ne derece hizmet edebilecektir? Bu durum, solda yeni partileşmeleri gündeme getireceğinden birleşme yerine bölünme ile sonuçlanma riskini taşımaktadır. Bu nedenle siz bir genel başkan olarak nasıl olur da alternatifsizlikten söz edebilirsiniz?

Sayın Tuncay Özkan her şeye rağmen, Sayın Deniz Baykal’ın kurultay sonrasında yapmasını beklediği açıklamalarına sıkça atıfta bulunarak itidalli davranmayı tercih etmektedir. Biz Kaç Kişiyiz oluşumunun siyasallaşmasının, solda birliğin tesisinde tehlikeleri bulunmaktadır. Maamafih aynı tehlike başka bir boyutta, Biz Kaç Kişiyiz Platformu’nun devamı için de tezahür etmektedir, zira üyeler bu oluşumun en başından bu yana bir siyasallaşma beklentisi içinde bulunageldiler. Tuncay Bey’in Cumhuriyet Halk Partisi’ne kabul edilmemesiyle ortaya çıkan siyasal zorluk; kendisinin partiye kabul edilmesi durumunda ortaya çıkabilecek CHP'nin mevcut yönetiminin olası makam kaygılarından çok daha önemlidir. Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mevcut genel başkanı ve yöneticileri, kendi şahsi kaygılarını memleket meselelerinden daha öncelikli olarak dikkate almışlar ve şahsi menfaatlerini ön planda tutmuşlardır.

Bu sorunların, herhangi bir siyasi partide yaşanması ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde yaşanması arasında çok büyük farklar bulunmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün genç nesillere emanetidir. Cumhuriyet Halk Partisi, Türk Halkı’nın partisidir ve asla belirli çevrelerin tekelinde tutulamaz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanlığının 10 sene, 20 sene aynı kişi tarafından yürütülmesi, gençlerimizin ve kadınlarımızın öne çıkarılamaması ayıptır, CHP ve Türk demokrasisi adına bir utançtır!

YILLAR ÖNCESİNDEKİ BİR HATANIN TELAFİSİ Mİ?

2002 seçimlerinden hemen sonra, Siirt’te seçimin tekrarlanması suretiyle Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girebilmesinin yolunu açan Deniz Bey, bu durumdan sonra Türk Halkı’na ve demokrasiye saygı gereği böyle bir şeye izin verdiklerini söylemişti. Deniz Bey, 2002’den bugüne kadar geçen 6 yıl içerisinde, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili gerçeklerin çok ciddi anlamda farkına varmıştır. Bunu söylemlerinden anlıyoruz. 32. Kurultay sonrasında da Cumhuriyet Halk Partisi’nin başında genel başkan olarak kalmasının, geçmişteki bir hatayı telafi etmek için elde ettiği bir şans olarak değerlendirilmesi de düşünülebilir. Tüm eleştiriler bir tarafa, Sayın Deniz Baykal’ın ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin AKP karşısında zafer elde ettiğini görmek istiyorum. Parti meseleleri nasıl olsa halledilir...

Parti meseleleri halledilmesine edilir de... AKP’nin ve AKP’ye oy veren yüzde 47’nin karşısına güçlü bir siyasi kimlikle çıkabilmenin tek ve değişmez şartı, seçmeni ikna etmek değil midir? Şimdi gözler ve kulaklar Sayın Deniz Baykal’da... Bakalım Sayın Genel Başkanımız, kurultayı takip eden bu hafta içinde neler söyleyecek, nasıl bir açılım sergileyecek? Kendisinin sözlerine, partili olarak bizim inanmamızdan ziyade, sokaktaki vatandaşın Cumhuriyet Halk Partisi’ne bakışını bakalım Sayın Genel Başkan nasıl değiştirebilecek? Deniz Bey’in kendi ifadesine göre, Cumhuriyet Halk Partisi’nde genel başkanlık sorunu bulunmuyor. Yine kendi ifadesine göre, vatandaşın da kimin genel başkan olacağı konusunda herhangi bir sıkıntısı yok... Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultay delegeleri dışında, 22 Temmuz seçim çalışmalarına bizzat iştirak eden partililerin karşılaştıkları şikâyetler nedeniyle bu konuda aynı şeyleri düşünmedikleri çok açıktır.

Bu hafta içinde beklenen gelişmeleri hep birlikte görmek için sabırsızlanıyorum.

Saygılarımla
Sadun Okyaltırık

0 yorum:

YERLERİ ve GÖKLERİ YARATAN, TÜM ÂLEMLERİN SAHİBİ YÜCE TANRIM!

Haksız ve hukuksuz bir şekilde hapse atılan tüm yurtsever aydınların, eşleri, çocukları, kardeşleri, anne ve babaları ile birlikte içine düşürüldükleri bu büyük haksızlığı ve mağduriyeti Sen görüyorsun! Değil bir saat, ya da bir gün; haftalarca, hatta aylarca – yıllarca hapislerde tutulan, vatan ve millet sevgisinden, ülkemizin yararına çalışmaktan başka hiçbir düşüncesi bulunmayan, hiçbir suça karışmadıkları ve hiçbir suça ortak olmadıkları halde kendilerine “terörist” suçlamasında bulunulan, ben ve tesadüfen kader ortağı olduğum tüm değerli Türk vatanseverlerine sabır ve çektirilen eziyetlere dayanma azmi ver!

Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...

Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...

Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.

Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!

Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...

HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul