Özgürlük...
Evet, yapılmak istenen şeye gerekçe olarak gösterilmek istenen bu... Özgürlük... Ardında her ne olursa olsun...
Türban yasağının üniversitelerde kaldırılması konusunun kendi içinde mantıklı gibi görünen gerekçeleri olsa da, özgürlükleri bilfiil ve bizatihi kısıtlayan faşist iktidar partisinin ve çıkar ortağı MHP'nin, "özgürlüğümüzü alacağız" diyerek peşine takılmak bana son derece saçma geliyor. Hele ki laikliğin korunmasında sicili son derece bozuk olan bir parti bunu savunuyorsa, hele ki seçimlerden önce mangalda kül bırakmayan, başbakana karşı her türlü ithamda bulunan sözde milliyetçiler şimdi türban yasağını delmeye çalışıyorsa; üstelik yasama yetkilerini sınırsız sayarak… Burada iyi niyetten, özgürlüklerin teslim edilmesinden söz etmek son derece yanlıştır.
Neden yanlıştır? Çünkü laiklik;
- Hikmetyarların dizinin dibinde savunulmaz
- "Hem Müslüman hem de laik olunmaz" sözleriyle savunulmaz
- "Halk isterse laiklik kaldırılır" sözleriyle de...
- "Ben Istanbul'un imamıyım" ya da
- "Ulemaya sormak lazım" sözleriyle...
Halka masum bir konu olarak gösterilmek istenen ve fakat tamamen göz boyamaya, zihin bulandırmaya dönük olarak içten içe laikliğin altını oymaya yönelik bir girişim bu, anayasanın 10 ve 42. maddelerinin değiştirilmesi. Bunu halka yansıtma biçimleri de "bakın, sizin inançlarınıza saygı göstermiyorlar, eğitim hakkınızı elinizden alıyorlar" şeklinde bir acitasyondan ibaret ne yazik ki...
Diyorlar ki, "efendim, bu uygulama sadece üniversiteleri kapsayacak; üniversite oğrencileri devlet memuru değil ki"...
Bir an için bu düşünceye hak verelim ve gelin hep birlikte gözlerimizi kapatıp üniversitelerde türbanın serbest olduğunu hayal edelim. Böyle bir ortamda, kadrolaşmanın had safhaya vardığı AKP iktidarı döneminde, üniversitelerde eğitim ve fırsat eşitligi ilkesini nasıl sağlayacaklar? Hem eğitim açısından, hem de idari işlerde eşitlik ilkesinin sağlanmasında zaaflar ortaya çıkacak... Birer ilim ve araştırma merkezi olması gereken eğitim yuvalarında, siyasi simgenin işi ne? Bu simge, "ben de sendenim, beni kayır" işaretidir. Madem öyle, Hıristiyan kızlarımız da rahibe giysileri içinde gelsinler okullarına, bunu da kabul edecekler mi? Doğulu gençler de kendi yöresel kıyafetleriyle gitsinler mesela.
Değerli dostlarım, bunun sonunda korkum odur ki, üniversitelerde kutuplaşma başlayacak, türban serbest kalırsa, aşırı uçlar ortaya çıkacak, "bu da benim özgürlüğüm" diyerek kazan kaldıracaklar. İşte o zaman dümen kilitlenecek ve iktidar partisi ile onun destekçileri karaya oturacaklar; bunun vebalinin altında ezileceklerdir.
Eski köye yeni âdet neden ve nereden getirilmek isteniyor? Bunu sorgulamak lazım. İran'da da mollalar aynı özgürlük nidalarıyla gelmişlerdi, hatırlayınız... Şah döneminde son derece modern bir görüntü veren İran'ın, mollaların uçaktan inmesinden sonraki hali malumunuz...
Türkiye; laik, Kemalist, çağdaş, demokratik ve sosyal hukuk devleti ise, kendi sistemini koruyacak kurallarının da olması çok tabiidir. Hiçbir sistem yoktur ki kendini yok edecek, kendine zarar verecek kadar demokrat olsun. Laiklik konusunda taviz verilemez; bu taviz bir kere verildi mi gerisi gelir. Zaten bu nedenle bugun türbanın kanunla, yasayla serbest bırakılması tartışılmakta değil midir? Sonuçları hâlâ şaibeli olan bir seçimle gelen iktidar, tüm kamu kuruluşlarında kadrolaşmanın eşi benzeri görülmemiş örneklerini temsil etmektedir. Devlet protokolüne ve hatta Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'un makamı olan Çankaya Köşkü'ne bile göz göre göre türbanı sokabilmiştir.
Düdük şimdi yaban ellerde, dostlar. Laiklik konusuna atfen bizim elimize oynamamız için verdikleri çelik çomak gibi, onlar da düdüklerini öttürsünler bakalım.
Şimdilik...
Saygılarımla
Sadun Okyaltırık
7 Şubat 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
YERLERİ ve GÖKLERİ YARATAN, TÜM ÂLEMLERİN SAHİBİ YÜCE TANRIM!
Haksız ve hukuksuz bir şekilde hapse atılan tüm yurtsever aydınların, eşleri, çocukları, kardeşleri, anne ve babaları ile birlikte içine düşürüldükleri bu büyük haksızlığı ve mağduriyeti Sen görüyorsun! Değil bir saat, ya da bir gün; haftalarca, hatta aylarca – yıllarca hapislerde tutulan, vatan ve millet sevgisinden, ülkemizin yararına çalışmaktan başka hiçbir düşüncesi bulunmayan, hiçbir suça karışmadıkları ve hiçbir suça ortak olmadıkları halde kendilerine “terörist” suçlamasında bulunulan, ben ve tesadüfen kader ortağı olduğum tüm değerli Türk vatanseverlerine sabır ve çektirilen eziyetlere dayanma azmi ver!
Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...
Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...
Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.
Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!
Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...
HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul
Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...
Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...
Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.
Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!
Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...
HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul
0 yorum:
Yorum Gönder