Ey Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir... Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

16 Aralık 2007 Pazar

RTE'nin SON 12 YILI...

Türkiye’nin aydınlık insanları, değerli dostlar !

Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar, Türkiyemiz, bu derece yoğun iç ve dış tehdidi bir arada görmedi. Ulu Önderimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe hitabında söyledikleri, bugün yaşadıklarımızla ne yazık ki harfi harfine örtüşmektedir.

“Memleket dahilinde iktidara sahip olanlar; gaflet, delâlet ve hatta hıyânet içindedirler.”
Yedi düvelin 88 yıl önce savaşla yapamadığını, AKP iktidarında kime ya da hangi amaca hizmet ettikleri çok belli olan hainler, ekonomik yollarla, hesaplı ve istikrarlı bir şekilde ülkemizi zayıf düşürerek, başta AB ve ABD olmak üzere çok çeşitli dış mihraklarla işbirliği yaparak gerçekleştirmek istemektedirler.
Toprakları fiilen ve parsel parsel satılan, tüm ekonomik dayanakları acımasızca yabancılara peşkeş çekilen cânım vatanımızda, bugün de ne yazık ki, cebren ve hile ile neredeyse bütün kalelerimiz zaptedilmiş, bütün tersanelerimize girilmiş, ordularımız yıpratılmış ve özelleştirme kisvesi altında memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş durumdadır. Bu duruma rağmen devletin Maliye Bakanı “babalar gibi satarım” gibi bir ifadeyi kullanmaktan çekinmemiştir bile... Peki ya sonuç? Bugün güney sahillerimizde maalesef İngiliz, Alman, Fransız, vb. kurtarılmış bölgeler oluşmuştur. Devletin, bu bölgelerdeki elektrik ve su idareleri bile faturalarını artık İngilizce düzenlenmektedirler!

Ulusal bankalarımızın yok pahasına yabancılara satılması, yabancılara Türkiye içinde birtakım ticari imtiyazların sağlanması, yani kapitülasyonların hortlatılması; sanayimizin ve ihracatımızın neredeyse durma noktasına getirilerek, dört buçuk sene önce 160 milyar dolar civarındaki borcun, IMF ve Dünya Bankası’ndan aldıkları yüksek faizli krediler sayesinde bugün üçe, dörde katlanmasına, bizlerden daha çok çocuklarımızın, torunlarımızın haklarının yenmesine itiraz etmeyecek miyiz? Dış borç artışına karşı, ülkemizde sanayi devrimi oldu da biz mi fark etmedik? Bugün her doğan bebek geleceğe borçlanmış olarak dünyaya geliyor ve gelecekleri ipotek altında hayata başlıyorlar. Yazık değil mi çocuklarımıza?

Bizim çocuklarımızın durumu böyle iken, bir zamanlar oğlunun sünnetinde takılan altınlarla geçindiğini söyleyerek kendisini acındırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan, bugün oğluna 3 milyon dolara gemi alabiliyor! Nereden geliyor bu değirmenin suyu? Bunun hesabı sandıkta sorulmayacak mı?

Güzel Türkiye’nin Aydınlık İnsanları!

Lütfen 22 Temmuz oyununa gelmeyin! Bu tarihin belirlenmesinin altında da farklı hesaplar bulunuyor. Seçmen profiline bakıldığında, yaz ortasında yapılacak bir seçimin daha çok AKP’nin menfaatine hizmet edeceği ayan beyan ortadadır. Bugüne kadar hiçbir seçim yaz ortasında yapılmamıştır. Yazın, tatile giden ailelerin yanında, milyonlarca üniversite öğrencisi ve sezonluk tarla işçisi saf dışı bırakılmak istenmektedir. Vakıf yolsuzluklarının, yeşil sermayenin, yurtdışı ve özellikle Arap sermayesinin beslediği tüm finansmanını, vatandaşın gözünün içine baka baka, ülke menfaatlerine ters yönde seferber edebilen bu zihniyete, artık sandıklarda cevap verme zamanıdır! Şimdi de her zamanki gibi seçim rüşvetlerine başladılar. Halkın, devletin parasıyla yaptıkları açılışları parti mitingine dönüştürüyorlar. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma çabaları yetmezmiş gibi, üstüne bir de bu açılışlarda subaylarımızı tartaklıyorlar (27 Haziran 2007-Cumhuriyet Gazetesi). Yine halkın, devletin parasıyla yaz ortasında kalitesiz ithal kömür dağıtıyorlar. Ekonomik özgürlüğü yok edip, vatandaşlarımızın sadakaya muhtaç kalması işlerine geliyor!

22 Temmuz’da sorumluluğumuz çok büyük. Lütfen vatandaşlık hakkınızı kullanın! Ulusal görev hepimizi bekliyor... Bu yaz tatile gitmemek pahasına bile olsa, hep birlikte sandıklara koşalım.. Gittiğimiz yazlık yörelerde değil, seçmen olarak kayıtlı bulunduğumuz sandıklarda oylarımızı kullanalım. Hak ettiğimiz ve layık olduğumuz yönetime ancak bu şekilde kavuşabiliriz.

HAYDİ... Hep birlikte, elele, güzel günlere...

Sadun Okyaltırık
CHP Kadıköy İlçe Teşkilatı Üyesi
Istanbul, 28 Haziran 2007


İŞTE RTE'nin SON 12 YILDA SÖYLEDİKLERİ:

BELEDİYE BAŞKANLIĞI DÖNEMİ:

1. Elhamdülillah şeriatçıyız! 21.11.1994 (Milliyet Gazetesi)
2. Yılbaşına karşıyım 19.12.1994 (Sabah Gazetesi)
3. Ben tekkeye değil, dergaha gittim. (22.1.1997 – Gözcü Gazetesi)
4. Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. (12.5.1994 – Hürriyet Gazetesi)
5. Her 10 Kasım’da yaygara kopartılıyor. (14.11.1994 – Hürriyet Gazetesi)
6. İçki yasaklansın. (1.5.1996 – Hürriyet Gazetesi)
7. İstanbul’u Medine yapacağız. (Akis Gazetesi)
8. Bütün okullar İmam – Hatip yapılacak. (17.9.1994 – Cumhuriyet Gazetesi)
9. Ben İstanbul’un imamıyım. (6.3.1995 – Hürriyet Gazetesi)
10. Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür. (6.3.1996 – Hürriyet Gazetesi)
11. Milli Piyango zulümdür. (29.9.1994 Hürriyet Gazetesi)
12. Taksim’deki caminin temelini inşallah atacağız. 1.7.1994
13. Cumhurbaşkanı’nın imam hatipli olacağı günler yakındır. (5.2.1996 – Akit Gazetesi)
14. “Türkiye kendine din olarak Kemalizmi almış ve başka hiçbir dine yaşam hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Türkiye’nin yarınında artık Kemalizme ve Kemalizm benzeri rejimlere, sistemlere yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın etkileridir. Her şey ona göre belirlenir”.
15. Camiler kışlamız, minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, müminler askerimizdir.
16. Demokrasi bizim için bir amaç değil, araçtır. Amacımıza ulaşana kadar demokrasiye bağlıyız. 17. Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durağa gelince ineriz.
18. Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya müslüman olacaksın ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz.
19. Referansımız İslamdır. Tek hedefimiz İslam devletidir.
20. Sen “Ne Mutlu Türküm Diyene” dersen onun da “ne mutlu kürdüm” deme hakkı vardır.
21. Oğlunun nikah davetiyesindeki tarih 29 Zilkade 1421 !!!
22. Birbuçuk milyarlık İslam alemi, Müslüman milletimizin ayağa kalkmasını sabırsızlıkla bekliyor. Kalkacağız, bu ayaklanma başlayacak!
23. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı” koskoca bir yalan! Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır!

BAŞBAKAN OLDUKTAN SONRA:

24. Türkiye’yi pazarlıyorum. Bizim için verilecek para önemlidir. Her şeyi pazarlar, satarız, parayı veren, düdüğü çalar.
25. Kadın nereye isterse oraya oturur. Sana ne yaa? Ayıp yaa!! (Kars’taki AKP toplantısında kadınlarla erkeklerin ayrı yerlerde oturtulmasını eleştiren gazeteciye)
26. Türkiye’de Kürt sorunu vardır. Bunu Türkiyelilik kavramıyla çözmeliyiz. Türkiyeli kimliği her vatandaşın üst kimliği olmalı, Türk kavramı da alt kimlik olarak değerlendirilmelidir. İsteyen isterse yine ben Türküm derse desin. (Diyarbakır’da halka yaptığı konuşmada, alt – üst kimlik tartışmasıyla Türk kimliğini de Ermeni, Rum, Kürt gibi alt kimlik olarak gösteriyor; PKK ile aynı söyleme giriyor).
27. PKK’nin cenaze töreninde bayrak açması da F-16’ların alçaktan uçuş yapması da yanlış. İki tarafın da yaptığı yanlış. (PKK terör örgütü ile Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aynı kefeye koyuyor. Kendince her iki tarafa da eşit yaklaşıyor).
28. Suriye’yi Lübnan’dan çıkardıkları gibi bizi de Kıbrıs’tan çıkarırlar. Birileri bize çık der, kuzu kuzu çıkarız.
29. Yahu bu millet yatıp kalkıp size mi çalışacak? (Erzurum’daki çiftçilere)
30. Sana mı kaldı türban konusunda karar vermek? Bu ulemanın işidir. Ulema ne diyorsa o olur. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne çatıyor... Oysa hatırlayınız ABDullah Gül Efendi’nin türbanlı eşi de Türkiye’yi AİHM’ne şikayet etmişti !!)
31. Danıştay’ın türban kararı konusunda: “Efendi sen kim oluyorsun, buna mecelle (şeriat hukuku) karar verir”. (Birkaç hafta sonra işareti alan şeriatçı bir terörist Danıştay’ı bastı ve türban kararını veren Danıştay üyelerini silahla taradı; Danıştay üyesi bir hakimi öldürdü.)
32. ABD’de özgürlük anlayışı var ama benim ülkemde yok! (ABD gezisinde kendi ülkesini Amerikalılara şikayet ediyor).
33. Mersin’de bir vatandaşımıza: Ulan terbiyesizlik yapma, artistlik yapma! Hadi ananı da al git buradan.
34. Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayan yüzlerce atamanın, vekaletlerle yürütülmesi konusunda: “Biz hukuka aykırı bir şey yapmıyoruz. Mecelle’de (şeriat hukuku) böyle bir kaide var.
35. Şehit yakınlarına: “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir”. Şehit anasına: “Ne konuşacağım ben o kadınla yahu?”
36. Almanya’da parasını din sömürücülerine kaptıran bir gurbetçimiz için: “Söyleyin şu sahtekâra ne istiyormuş?” à Aynı zamanda bu lafı söylediği salondaki vatandaşlara Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisini yuhalatıyor.
37. Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada terörist ilan edilen El Kadı hakkında “kendisine babam gibi güvenirim. Ona kendime inandığım gibi inanıyorum ve param kadar da kefilim”. Eleştiren gazeteci ve muhalefet üyeleri için à “Onları hoplatacağım!”
38. PKK’nin ateşkes kararından sonra “biz de durduk yerde onlara operasyon yapmayız.” PKK’nin ateşkes kararına jest yapıyor, PKK’yı muhatap alıyor...
39. Kıbrıs davasının 50 yıllık lideri Sn. Denktaş’a “Neyse ki yaşına başına saygı duyuyorum. Ağzı olan konuşuyor be!”

AKP GENEL KONGRESİNDE

40. “Sanki maçta gibi bağırıp çağırıyorlar ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’ diye. Bunlar hoş şeyler değil” (RTE)
41. 2002 seçimlerinden hemen önce ne dedi? “Ben gelişerek değiştim...” Başbakan olduktan sonra ne dedi? “Ben hiçbir zaman değişmedim; İslami fikirler değişmez!”

42. TAYYİP ERDOĞAN'IN, 1980'Lİ YILLARDA ARŞİVLENEN , KURAN KURSUNDA ETTİĞİ BİLİNEN VE TRABZON - ASKERİ ARŞİVİNDE MEVCUT BULUNAN ATATÜRK ALEYHİNDEKİ ÜNLÜ YEMİNİ:
Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim. Türkiye, dinsiz, laik bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma, dinim, Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim. à bu sözler, Trabzon Tire Askeri Arşivi’nde mevcuttur. http://www.oytrabzon.com/ sitesi, politika bölümü – Tarhan Taykut’un hazırladığı “Tayyib Erdoğan Yemini” adlı makalesinden alınmıştır.

0 yorum:

YERLERİ ve GÖKLERİ YARATAN, TÜM ÂLEMLERİN SAHİBİ YÜCE TANRIM!

Haksız ve hukuksuz bir şekilde hapse atılan tüm yurtsever aydınların, eşleri, çocukları, kardeşleri, anne ve babaları ile birlikte içine düşürüldükleri bu büyük haksızlığı ve mağduriyeti Sen görüyorsun! Değil bir saat, ya da bir gün; haftalarca, hatta aylarca – yıllarca hapislerde tutulan, vatan ve millet sevgisinden, ülkemizin yararına çalışmaktan başka hiçbir düşüncesi bulunmayan, hiçbir suça karışmadıkları ve hiçbir suça ortak olmadıkları halde kendilerine “terörist” suçlamasında bulunulan, ben ve tesadüfen kader ortağı olduğum tüm değerli Türk vatanseverlerine sabır ve çektirilen eziyetlere dayanma azmi ver!

Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...

Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...

Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.

Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!

Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...

HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul