Ey Türk Gençliği!Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir... Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

31 Aralık 2007 Pazartesi

ÜÇLEME: HUDSON ENSTİTÜSÜ, BUSH ve AKP...

11-16 Haziran 2007 tarihleri arasında Amerikan Hudson Enstitüsü’nün Türkiye senaryosunda, dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Tülay Tuğcu’ya bir suikast senaryosu ve terör örgütü PKK'nın İstanbul'daki kanlı bir saldırısı sonucunda çok sayıda insanımızın hayatını kaybetmesi ve Kuzey Irak'a askerî harekât gibi kurguların üzerinde durulmuştu. “Think tank” adı verilen fikir üreten kuruluşların çoğunlukla basına kapalı olarak yapageldikleri diğer benzerleri gibi, bu toplantının da ilk bakışta sıradan görüntüsüne rağmen, birtakım sıcak gelişmelerin Türkiye’yi sınır ötesi operasyona mecbur bırakması durumunda neler olabileceğinin konuşulduğunu basından hep birlikte takip etmiştik...

Mâlum senaryoda, 18 Haziran 2007'de Beyoğlu'nda patlayan canlı bomba, turistlerin de arasında bulunduğu 50 kişinin ölümüne, 200 kişinin yaralanmasına neden oluyor. Eylemi PKK'nın yaptığı dedikoduları yayılıyor. Tahkikat sonucunda, saldırganın Kuzey Irak'ta eğitim gördüğü açıklanıyor. Bu olayı takiben 24 Haziran 2007’de ise Anayasa Mahkemesi Başkanı öldürülüyor, mitingler düzenleniyor ve ordumuz Irak'a giriyor.

Bu toplantıda, katılımcıların cevaplamaları için aşağıdaki sorular hazırlanmıştı:
  • Sınır ötesi harekâta Irak'ın komşuları, İsrail, Arap Ligi ne der?
  • AB üyelik görüşmeleri sona erer mi?
  • Türkiye'nin bölgede başarılı bir harekât yapması ne kadar mümkün?
  • Taraflar ne kadar kayıp verir?
  • ABD Kongresi, Türkiye'ye yaptırımlar uygulanması önerisinde bulunur mu?
Bush yönetimi yanlısı olduğu bilinen Hudson Enstitüsü, basına kapalı olarak gerçekleşen ve “Turkey Workshop (Türkiye Semineri)” adını verdiği bu beyin fırtınasında nihayet elindeki kartları açıyor ve senaryoya farklı boyutlar getiriyor:
  • Saldırıyı gerçekleştiren teröristin Suriye'deki Hizbullah kampında eğitildiği ortaya çıkarsa?
  • Peki ya sorumlu PKK değil de El Kaide örgütü ise?
  • Türk ordusu, İsrail ajanlarının PKK'lılarla çekilmiş videolarını ve MOSSAD eğitim kılavuzlarını bulursa?
  • Türk askerinin öldürdüğü peşmergeler arasından onlara eğitim veren bir ABD'li subay çıkarsa?

Bilim kurgu filmlerini izleye izleye bugün cep telefonu ile konuşur hale geldiğimize bakılırsa, ya bizim Uzay Yolu’nu izlediğimiz çocukluk yıllarımızda aslında cep telefonunun icad edildiğini, ama ortaya çıkarılmadığını, ya da bu kurguların kısmen de olsa uzak ihtimaller olmadığını söylememiz mümkündür. Diğer bir ifade ile yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan? Enteresan olan şu ki, söz konusu toplantıdaki kurguda aynen şu olaylar yer almaktaydı:

  1. 23 Haziran'da İran, Suriye'ye malzeme taşıyan kamyonlarına ulusal sınırları içinde PKK tarafından saldırı düzenlendiğini açıklıyor. PKK'nın bu eylemi ABD talimatıyla gerçekleştirdiğini iddia ediyor. Tahran yönetimi kızgınlık içinde, Türkiye'ye, PKK'ya karşı bir harekâtta destek öneriyor.
  2. 24 Haziran'da Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'ya intihar saldırısı düzenleniyor. Tuğcu, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılıyor ve bir gün sonra vefat ediyor. Bombanın Beyoğlu'nda patlayanla aynı olduğu tespit ediliyor.
  3. Genelkurmay Başkanlığı ve Türk İçişleri Bakanlığı olayın sorumlusunun PKK olduğundan eminler; Kuzey Irak’a harekât kararı veriliyor; Amerikan yönetimi operasyona soğuk... ABD Dışişleri, Türkiye’yi soğukkanlı olmaya davet ediyor...
  4. Genelkurmay Başkanlığı, Kuzey Irak'taki belirli bölgelere saldırı kararı alıyor...
  5. Bağdat büyük tepki gösteriyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı bu harekâtın Türkiye'nin güvenliğini azaltacağını belirtiyor. Beyaz Saray, Türkiye'nin kendini savunma hakkı olduğunu kaydediyor.

Katılımcılara sorulan sorular arasında benim özellikle ilginç bulduğum, İran’ın PKK ile mücadeleye vereceği destek ve İran’la ilişkiler üzerine olan soru... Hudson Enstitüsü’nün Bush yönetimine yakınlığı ve desteği bilindiğine göre, bu senaryoların bir beyin fırtınasının da ötesinde bazı anlamları olması gerekmiyor mu? Bu senaryoyu bugün değerlendirdiğimizde şöyle bir durup da düşünmüyorsak, burada ciddi bir problem var demektir, zira sözde senaryo incelendiğinde, bütün bunların önceden bilinen olaylar olduğu yolunda bağlantılar dikkat çekmektedir. Buradan hareketle, AKP’nin Türkiye’de iktidara nasıl geldiği, laik cumhuriyetin tüm kurumlarıyla nasıl kavgalı hale geldiği ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkilerinin gözden geçirilmesinde, resmi görebilmek adına büyük fayda bulunmaktadır.

Her şey bir tarafa, iyi ama bu tür toplantılar basına kapalı olduğu halde, nasıl oldu da içeride konuşulanlar basına sızdı? Bu konuda Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, AKP'nin medya kuruluşlarına yaptığı ve hâlen de yapmakta olduğu baskı ve sansüre rağmen, "Medya bizden çok daha hür. Bizler hukuki kısıtlamalarla ve resmi bilgilerle hareket ediyoruz. Medya görevini en iyi şekilde yapıyor. Onların bu serbestiyetinin bizde olması beklenemez" karşılığını vermişti. Daha sonra, her ulusal davaya karşı duyarlılığıyla tanınan (!) AKP hükümeti bu konuda da tepki göstermekte gecikmemiş; AKP’nin önde gelenleri, Türkiye’den de bu toplantıya katılan askeri yetkililer olduğunu, ancak bu katılımcıların söz konusu toplantıda konuşulanlara tepki göstermediklerini ve toplantıyı terk etmediklerini söyleyerek Genelkurmay’ı bu konuda bir açıklama yapmaya davet etmişlerdi... Yorum sizlerin!

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde 20 Haziran 2007 tarihinde yapılan BA- 16 / 07 no’lu açıklamada “söz konusu toplantıda TSK personelinin de bulunmuş olması öne çıkarılarak, senaryonun TSK ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı ibretle ve üzüntüyle izlenmektedir” denilmektedir. İşte Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması:

  1. 04 Haziran 2001 tarihinde kurulmuş olan Genelkurmay Stratejik Araştırmalar ve Etüd Merkezi (SAREM) Başkanı, diğer ülkelerdeki benzerlerinin yaptığı gibi bazı düşünce kuruluşlarının yapısı ve çalışma yöntemleriyle ilgili bilgi alışverişinde bulunmak amaçlı olarak, çok daha önceden planlı bir ziyaret çerçevesinde 11-16 Haziran 2007 tarihleri arasında ABD'de bulunmuştur. Bu ülkedeki beş ayrı düşünce kuruluşunu ziyaret kapsamında, anılan düşünce kuruluşu da ziyaret edilmiştir. Ancak bu ziyaret kesinlikle yapılan toplantı ile ilgili değildir. Önemli bir gazetenin ABD muhabirliğini yapan ve bu konuda yeterli tecrübesi olması gereken bir muhabirin bu olayı saptırır tarzda haberler yapması, TV kanallarında yanlış yorumlarda bulunması maksatlı bir girişim olarak görülmüştür. ABD'yi ziyaret eden SAREM Heyeti, diğer düşünce kuruluşlarına yaptığı planlı ziyaretler nedeniyle, anılan kuruluşa öğle yemeğine yakın bir zamanda gidebilmişler ve söz konusu toplantının yemekten önceki son kısmına çok kısa süreli olarak ve izlemek amacıyla katılabilmişlerdir. Bu süre içinde, habere konu olan senaryo ile ilgili hiçbir konuşma olmamış ve ziyaretçi durumunda olan SAREM üyeleri hiçbir yorumda bulunmamışlardır. Daha sonra yemeğe geçilmiş, yemek ve sonrasında iki düşünce kuruluşunun çalışma şekilleri üzerinde bilgi alışverişinde bulunulmuştur.
    SAREM Heyetinin ABD'ye yapacağı ziyaret kapsamında diğer düşünce kuruluşlarıyla olduğu gibi bu kuruluşla da temas kurularak genel anlamda ziyaret programı üzerinde mutabakat sağlanmış, ancak hiçbir şekilde söz konusu toplantı için, senaryoyu da içeren bir davet alınmamıştır. Ayrıca anılan toplantıda bir Kürt grubun liderinin oğlunun da bulunması tamamen bir tesadüf olup, SAREM Heyetinin bu kişiyle hiçbir şekilde teması olmamıştır.
  2. Washington Silahlı Kuvvetler Ataşesi, yapılan toplantıya şifahi bir şekilde davet edilmiştir. Ataşeliğe toplantı öncesi senaryo ile hiçbir bilgi ve belge verilmemiştir. Ataşe bu toplantıya Genelkurmay Başkanlığının izni ile katılmıştır. Bu katılım, ataşelerin doğal görevlerinden biridir ve toplantı sonuçları Genelkurmay Başkanlığına raporla bildirilmiştir.
  3. Toplantının asıl tartışılacak kısmı olan; "Irak'a Yapılacak Müdahaleye Muhtemel Tepkiler" konulu çalışma iki saat süre ile devam etmiş, bu süre boyunca askeri ataşemiz, Türkiye'nin Irak'a yönelik bilinen görüşleri dışında hiçbir ifade kullanmamıştır. Toplantıyı gündeme taşıyan basın mensubu tarafından iddia edilen: "Türkiye'ye teslim edilmesi düşünülen teröristlerle ilgili haber" tamamen hayal ürünü olup, yalanı yalanla örtme ve hedef saptırarak kurumları karalama amacını taşımaktadır. O nedenle bu konu, söz konusu gazetecinin açıklık getirmesi gereken bir husus olarak görülmektedir.
  4. Yukarıda özetlenen gelişmeler, Hudson Düşünce Kuruluşu yetkilileri tarafından yapılan müteaddit açıklamalarla da doğrulanmıştır. Ancak, toplantıda ele alınan asıl konunun değil de söz konusu hayali senaryonun geniş şekilde tartışılması, bu olayın bazı odaklar tarafından bilinçli olarak tırmandırıldığı izlenimini vermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından da kabul edilmesi mümkün olmayacak böyle bir senaryodan yola çıkılarak yapılan açıklama ve yorumların hangi amaca hizmet ettiği, üzerinde düşünülmesi gereken bir husus olarak değerlendirilmektedir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

AKP iktidarının, kendi sorumluluğundaki olayları aslında TSK’nın üzerine yıkıp ordumuzu ve askerimizi yıpratma konusunda ne kadar üstün bir manevra kabiliyetine sahip olduğunu, daha önceki sınır ötesi operasyon tartışmalarından da hatırlamak mümkün. Önce “makam” lafını bile kullanmadan “TSK bana bağlıdır” şeklinde caka satacaksın, sonra da çıkıp “TSK isterse yetki veririz” beyanında bulunacak, siyasi iradeni ortaya koymaksızın sorumluluktan kaçacaksın ve topu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne atacaksın...

Eğri oturup doğru konuşalım... Türk Silahlı Kuvvetleri, kendi görev sorumluluğunun haricinde bugün bir de Türkiye’deki iktidar boşluğundan doğan açığı kapatmada önemli roller üstlenen, Laik Cumhuriyet’in elde avuçta kalan tek saygın kurumudur. TSK, bugün Dışişleri'nin açığını da önemli oranda kapatmaktadır.

Tarihimizde ordumuzun ve askerimizin yıpratılmak istenmesinin örneklerinin birden fazla olduğunu biliyoruz. Soğuk savaş taktikleri ile ne yazık ki geçmişte de siyasi iktidarlar ve gazeteler bu yolda çalışmışlar; ordumuzu, askerimizi yıpratmak için gayret sarfeden emperyalist güçlerle işbirliği yapmışlardır. Bunun yakın tarihimizdeki son örneği Damat Ferit Hükümeti ve Ali Kemal Basını’dır. Mevcut durumun, geçmişte yaşananlardan ne farkı var?

TSK’nın yıpratılmak istenmesinin altında yatan temel neden, ordumuzun tarihin bütün dönemlerinde ülkemizin koruyucusu, bağımsızlığımızın garantisi olmasıdır. Emperyalizme hizmet eden, dış güçlerden medet uman içimizdeki oligarşi, iktidarıyla, medyasıyla TSK’yı tamamen saf dışı bırakmayı hedeflemektedir. Emperyalist devletler, kendi hedeflerine ulaşabilmelerinin ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıpratılarak zayıf düşürülmesine bağlı olduğunu bilmektedirler. Bu oyunun son sahnesinde, AKP Hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıyla emekli subaylarımıza konuşma yasağı getirmek istemektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri mensup ve emekli subaylarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin birer vatandaşı olarak politik görüşlerini demokratik platformlarda beyan etmeye en az herkes kadar hakları bulunmaktadır.

Hudson Enstitüsü’ndeki kuramsal yaklaşımlardan yükselen kokular, bu işin içinde de bir işbirliği olduğunu duyumsatmaktadır. İşbirliğinden kasdedileni o kadar ırakta (!) aramaya da gerek yok, burnumuzun dibinde işte: Bir yandan eski Meclis Başkanı Arınç, diğer yandan eski Dışişleri Bakanı şimdiki “onbirinci” Gül, başka bir taraftan Başbakan Erdoğan... Hepsi birden ağız birliği etmişçesine TSK’nın üzerine yükleniyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak Recep Tayyip Erdoğan çıkıyor, sayısını kendisinin de bilmediği “içerideki 500 teröristi hallettin mi ki, dışarıdaki 5000’iyle uğraşacaksın?” gibi bir ifade kullanıyor. “İçerideki 500 terörist” yaklaşımı da son derece ilginç değil mi sizce de? Hudson senaryoları mı yoksa, Recep Tayyip Erdoğan’ın 500 terörist konusunda bir bildiği mi var?

Sadun Okyaltırık
Cumhuriyet Halk Partisi, Kadıköy İlçe Teşkilatı
31 Aralık 2007

0 yorum:

YERLERİ ve GÖKLERİ YARATAN, TÜM ÂLEMLERİN SAHİBİ YÜCE TANRIM!

Haksız ve hukuksuz bir şekilde hapse atılan tüm yurtsever aydınların, eşleri, çocukları, kardeşleri, anne ve babaları ile birlikte içine düşürüldükleri bu büyük haksızlığı ve mağduriyeti Sen görüyorsun! Değil bir saat, ya da bir gün; haftalarca, hatta aylarca – yıllarca hapislerde tutulan, vatan ve millet sevgisinden, ülkemizin yararına çalışmaktan başka hiçbir düşüncesi bulunmayan, hiçbir suça karışmadıkları ve hiçbir suça ortak olmadıkları halde kendilerine “terörist” suçlamasında bulunulan, ben ve tesadüfen kader ortağı olduğum tüm değerli Türk vatanseverlerine sabır ve çektirilen eziyetlere dayanma azmi ver!

Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...

Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...

Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.

Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!

Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...

HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul