Türkiye’de gündem çok hızlı gelişiyor. Genel seçimler, anayasa değişikliği, referandum, 1915 olaylarının birçok yabancı ülke parlamentosunda Ermeniler lehine yasalaşmasına yönelik adımlar, Güney Kıbrıs Rumları’nın silahlanması... Bütün bunlar bir tarafa, PKK terörüne yıllardan beridir kurban edegeldiğimiz, acıları yüreğimizi dağlayan şehitlerimiz...
Dün yine 12 vatan evladının kara haberiyle sarsıldık, yıkıldık. Arap emperyalizmi ile Batı emperyalizmi arasında sıkışıp kalmış olan iktidar, bugün ne yazık ki tüm dünyada emsali görülmemiş iç ve dış politika fiyaskosunu temsil etmektedir. Bu durum, AKP’nin tecrübesizliğinden mi kaynaklanmaktadır, gafletinden ya da delaletinden mi, yoksa söylemeye dilimin varmadığı başka nedenlerden mi? Bu sorulara cevap bulmak için basit bir muhakeme yeterlidir.
Suriye devlet başkanı Beşar Esad, 15 Ekim 2007 haftası Türkiye’yi ziyaret ediyor. Ziyareti boyunca PKK terörüne karşı Türkiye ile birlik ve beraberlik mesajları veriyor. Deyim yerinde ise, karakolda doğru söyleyip mahkemede şaşıyor, zira ülkesine döndükten sonra ağız değiştirerek kendi ülkesinin basınına, Türkiye ziyareti esnasında, PKK terörü ve Suriye’nin PKK terörüne karşı Türkiye’ye vereceği destekle ilgili herhangi bir şey görüşülmediğini beyan ediyor. Bu beyanın altında ise başını İran’ın çektiği Arap ülkeleri hükümetlerinin, Esad’ın davranışının klasik Arap dayanışmasına aykırı olduğu yolunda bizim haber bültenlerine konu olan açıklamaları yatıyor. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad da çıkıyor ve diyor ki, “Kuzey Irak’tan kaynaklanan olayların önüne ancak sağduyu ve karşılıklı işbirliği ile geçilebilir”. Her nedense Molla Efendi, bu olayları terör olayları olarak nitelendirmekten kaçınıyor ve Türkiye’nin 1946 yılında Irak’la imzaladığı sınır güvenliği ve işbirliğini kapsayan Ankara Anlaşması’nı göz ardı ediyor. Bu açıklamayı yapan mollaların aklına yine her nedense PKK terör örgütünün yıllardan beri onbinlerce masum insanımızın kanını akıttığı gelmiyor! Dahası kendi ülkelerinin de aynı terörün etkisi altında kaldığını ve ilerleyen yıllarda tehdidin kendileri için daha da büyüyeceğini göremiyorlar. Şu sıralar PKK’nın bir başka kolu da (PEJAK) İran sınırları içinde aktif durumdadır.
Irak parlamentosu da aynı anlaşılmaz tutarlılık içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aldığı Kuzey Irak tezkeresini eleştiriyor ve hatta Irak parlamentosu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanan tezkereyi resmen kınıyor. İşi, Mesut Barzani ve Celal Talabani’nin ağzından daha da ileri götürüp “Türkiye Kuzey Irak’a girerse karşılık veririz” diyecek kadar; Türk yetkililerin terör örgütünün elebaşlarının Türkiye’ye teslim edilmesi talebine “Türklere kedi bile teslim etmeyiz” diyecek kadar küstahlaşarak Türk Ulusu’nun onurunu ayaklar altına almaya kalkışabiliyorlar.
İşin en vahim boyutu ise, tüm bu küstahlıklara karşı Ankara’nın bir cevap veremeyişi, sesini yükseltemeyişidir. Dahası, Türk Ulusu’nun hükümete verdiği tezkereye rağmen, hükümet sözcüsü Cemil Çiçek’in bunu kullanmak zorunda kalmamayı dilediklerini ifade etmesi, Recep Tayyip Erdoğan’ın icazet almak üzere Amerika’da Başkan Bush’la görüşmeleri, İngiltere’deki temasları, bu hükümetin ulusal onurumuzun ayaklar atına alınmasına nasıl da vasıta olduğunun en açık, en somut göstergesidir. Bu nasıl bir çifte standarttır ki, ABD’nin terörü bahane ederek Irak’ı işgal etmesine hiçbir dünya devleti engel olmamıştır. Güya terörün kökünü kazıma bahanesiyle Irak’a giren ABD, ne işgal sırasında Irak’ta bir direnişle karşılaştı, ne de dünya devletleri ABD’ye engel oldu. Fakat PKK terörünün müzmin mağduru Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan meşru müdafaa hakkını kullanarak yapacağı sınır ötesi operasyona, hem Irak’ın içinden hem de dışından herkes tepki gösteriyor! Burada Türkiye’nin neredeyse 25 senedir süregelen mağduriyetini kimse görmüyor, ya da görmek istemiyor. Bugün Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna gösterdiği tepkinin binde birini ABD’nin Irak’ı işgaline karşı göstermemiştir. Kendi vatanını satan kansızlar, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonu söz konusu olunca birdenbire en büyük vatansever oluveriyorlar. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra PKK’nın daha da güçlenmesi, teröristlerin ellerinde Amerikan yapımı M-16’ların, tankların, helikopterlerin olması, Kuzey Irak Kürtleri’nin, bir Kürt Devleti’nin kurulması için ABD’yi ellerindeki en büyük silah olarak tuttuklarının; ve aynı zamanda ABD’nin de Türkiye’yi bir müttefiki olarak değil de can düşmanı olarak gördüğünün en bariz kanıtıdır. Daha açık bir ifadeyle, ABD Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek için Kürtlere yardımcı oluyor, bölgede kurmayı planladığı Kürt Devleti ile ikinci bir İsrail yaratmayı amaçlıyor, Kürtler de bu işten kârlı çıkacaklarının hesabıyla ABD ile kirli bir ittifak içinde hareket ediyorlar. Hizbullah'ın bir tek askerini kaçırdığı İsrail, Lübnan’da taş taş üstünde bırakmazken, Türkiye, sınır ötesi operasyon için başta ABD olmak üzere uluslararası kamuoyundan destek yerine köstek görmektedir. Aslında Türkiye’nin yoluna taş koyan, emperyalizmin ve oligarşinin ta kendisidir.
Şehitlerimizin kanının yerde kalmaması, sadece “kana kan - intikam” duygularıyla hareketten geçmemektedir. İntikam söz konusu ise bu biraz da Türkiye Cumhuriyeti’ne küstahça meydan okuyanlara karşı dik durmak, omurgalı olmak, bunlara şamar gibi cevaplarla haddini bildirmek demek değil midir? Ama hükümetin bu derece sessiz, isteksiz ve pısırık kalması sonucunda olan yine şehitlerimize ve şehit ailelerine oluyor, evlatlarımızın kanı maalesef yerde kalıyor!
Bu arada, 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurmayı başaran Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP), “PKK’yı terör örgütü olarak ilan edemeyiz; insan kardeşine, kendi kanından olanlara terörist diyebilir mi?” şeklindeki yaklaşımı da oldukça dikkat çekici ve bir o kadar da düşündürücüdür. DTP, parti olarak seçimlere girmiş bile olsaydı yüzde on barajının altında kalacak ve Meclis’te yer alamayacaktı. Şu anda Meclis’te bulunan DTP milletvekilleri de bağımsız milletvekili adaylarına uygulanmayan baraj engelini by-pass ederek bağımsız aday olarak seçimlere girdiler, kazandılar ve seçildikten sonra da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde DTP grubunu kurdular. PKK’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde resmen temsil edilmesi bu kadar ucuz mu olmalıydı? İktidar partisi seçimlerden çıkar çıkmaz anayasadan Kemalizmi ve laikliği tasfiye etmeye kolları sıvayacağına, neden DTP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurmasına engel olacak yasal düzenlemeleri yapmadı? PKK’ya yardım ve yataklıktan hapiste bulunan Sabahat Tuncel’in mahkumiyetinin kaldırılarak milletvekili dokunulmazlığı zırhıyla Meclis’e girmesine neden engel olmadı? Bu hükümet, tâ 2002 seçimlerinden önce milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmaya söz verdiği halde dokunulmazlıkları da kaldırmadı üstelik... DTP’nin PKK’yı terör örgütü olarak görmemesi ve bunu açıkça ilan etmemesine karşın, AKP hükümetinin noteri görevine getirilen Gül’ü burnunda cumhurbaşkanı, 22 Ekim 2007 Pazartesi sabahı DTP’lileri Çankaya Köşkü’nde görüşmeye kabul edebilecek kadar liberal olabiliyor! Kanlı terör örgütü ile aynı kefede durduğu herkesçe malum olan DTP, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girip grup kurduğu yetmiyormuş gibi, şimdi bir de kan kokusuyla devletin en üst makamına, Çankaya Köşkü’ne çıkabiliyor! Çankaya Köşkü’ne bir imam-hatiplinin çıkmasına yıllar boyunca ahdetmiş olan milli görüşçüler ve onlar tarafından yetiştirilen Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’li diğer yandaşları ise hallerinden memnun... Nasıl olsa böylesi önemli (!) bir referandumla aynı günde verdiğimiz şehitler elbet unutulur, ya da en kötüsü unutturulur. Asıl önemli olan referandumda istedikleri sonucu %69’la almış olmaları değil mi? Tabii canım... Şimdi ABD’de başkanları ile yapacakları görüşmede diyecekler ki, “bakın biz %47 ile iktidara geldik, şimdi de referandumda %69 gibi bir orana ulaştık. Popüleritemiz nasıl da yükseliyor!”
Siz iktidar partisi olarak ulusal onurumuzu korumak yerine, Büyük Ortadoğu Projesi’ne eşbaşkan olmakla gurur duyarsanız, size öyle bir şamar vururlar ki anlamazsınız bile. O şamar bizim yüzümüzde çoktan patladı ama bu iktidar için farketmiyor nasıl olsa. AKP için önemli olan verdikleri tavizler karşılığında aldıkları aferinler değil mi? Dönemin ABD Savunma Bakanı olan Colin Powell ile yaptıkları anlaşmaya göre, hangi şart altında olursa olsun Türk Silahlı Kuvvetleri Kuzey Irak’a operasyon yapamayacak! Hatta hatta ABD’den alınan 8.5 milyon dolarlık kredi karşılığında AKP hükümetinin taahhüdünü yerine getireceğine dair Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Sayın Onur Öymen’in iddiaları bulunuyor. Bu iddialar AKP yönetimi tarafından da dolaylı olarak doğrulanan iddialardır. Sınır güvenliğini parayla satan bir iktidar vatanın namusuna nasıl sahip çıkacak? Tezkere çıkıyor ama hükümet sınır ötesi operasyon için bin dereden su getiriyor, başbakan yapacağı ABD ziyaretinden sonra çıkacak kararı işaret ederek beklenmesi gerektiğini açıkça dile getiriyor. Bu nasıl politikadır? Utanç duyuyorum... Umarım Başbakan daha önce gazeteci Bekir Coşkun’a hitaben söylediği gibi bana da “beğenmiyorsan başka ülkeye çeker gidersin” demez!
The Economist’te geçenlerde yer alan bir haberde, Türkiye’nin boşu boşuna gürültü yaptığı, Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon yapmasının mümkün olmadığı yazıldı. Dış dünyanın Türkiye’ye bakış açısına dikkatlerinizi çekerim. Bizi ne derece ciddiye aldıkları ortada. Son derece aşağılayıcı bir durum ne yazık ki ve bunun da şu an için tek sorumlusu AKP’dir.
Hizbullah’ın sadece bir tek İsrail askerini kaçırması üzerine, Lübnan’da taş taş üstünde bırakmayan İsrail’e karşı kimsenin çıtı bile çıkmadı. Türkiye’nin 1980’lerden bu yana kayıpları göz önüne alındığında bu çifte standardı anlayabilmek mümkün değil. ABD, İsrail’e tanıdığı imkânların ve gösterdiği hoşgörünün binde birini bile Türkiye’ye göstermedi. Sonra da “NATO’da en önemli müttefikimiz Türkiye” diyerek ağzımıza bir parmak bal çalıyor! Nasıl olmasın ki, Amerika her türlü illegal operasyonlarında Türkiye’yi kullanıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kore’de ne işi olduğunu bugün hâlâ açıklayabilene ben şahsen rastlayamadım. Türkiye; Kore’ye, Afganistan’a, Bosna’ya, Somali’ye, Lübnan’a asker gönderdi. Neden ve ne uğruna? Çünkü ABD bizim NATO’daki sözüm ona en güvenilir müttefikimiz... Hep ABD’nin kirli işleriydi bunlar. Sovyetler Birliği dağıldı, komünizm tükendi, Varşova Paktı bitti ama Varşova Paktı’na karşı kurulmuş olan Kuzey Atlantik Savunma Paktı (NATO) daha devam ediyor... ABD'nin sorunu bizim de sorunumuz, çünkü biz iyi müttefikleriz. Ancak bizim bir problemimiz olunca ABD sırtını dönecek!
Dönelim tekrar asıl konumuza... Orası öyle bir yer ki giden gelmiyor maalesef ve ateş düştüğü yeri yakıyor. Buna karşın, şehitlere “kelle” diyen, Öcalan’a “Sayın” diyen, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” diyen, “ben ne diyeceğim o kadına yahu?” diyerek şehit anasına bir tesellide bulunmayan, başsağlığı dilemeyen bir başbakanımız var... Aynı başbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden tezkere istedi, Türk Halkı da bu tezkereyi kendisine verdi. Ama yine bu başbakan elindeki tezkereyi kullanmak için bile ABD’den icazet almaya gidiyor... Pes doğrusu!
Siyasi başarılarının ölçütünü, kapris ve inat uğruna yaptıkları gayri hukuki, gayri ahlâki ve gayri kanuni referandumlardan istedikleri sonucu çıkarmaya endeksleyen bir iktidar partisinden ulusal onur adına, milli menfaatler adına bir şeyler beklemek abesle iştigalden öteye giden bir şey değildir.
Saygılarımla
Ömer Sadun OKYALTIRIK
Cumhuriyet Halk Partisi Kadıköy İlçe Teşkilatı Üyesi
21 Ekim 2007 Pazar
16 Aralık 2007 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
YERLERİ ve GÖKLERİ YARATAN, TÜM ÂLEMLERİN SAHİBİ YÜCE TANRIM!
Haksız ve hukuksuz bir şekilde hapse atılan tüm yurtsever aydınların, eşleri, çocukları, kardeşleri, anne ve babaları ile birlikte içine düşürüldükleri bu büyük haksızlığı ve mağduriyeti Sen görüyorsun! Değil bir saat, ya da bir gün; haftalarca, hatta aylarca – yıllarca hapislerde tutulan, vatan ve millet sevgisinden, ülkemizin yararına çalışmaktan başka hiçbir düşüncesi bulunmayan, hiçbir suça karışmadıkları ve hiçbir suça ortak olmadıkları halde kendilerine “terörist” suçlamasında bulunulan, ben ve tesadüfen kader ortağı olduğum tüm değerli Türk vatanseverlerine sabır ve çektirilen eziyetlere dayanma azmi ver!
Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...
Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...
Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.
Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!
Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...
HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul
Tanrım, Sen mazlumu görür ve korursun... Zâlim olup da, mazlummuş gibi davrananları da bilirsin Büyük Allah’ım... Biz gerçek mazlumlar adına sana her gece ettiğim bu duaları ve Sana yakarışlarımı duy Ya Rabbim! Bu esaret günlerimde bensiz kalan eşimi ve çocuklarımı koru, onlara yardım et! Benim ve çocuklarımın alınlarımıza kara leke çalınmasına müsaade etme! Benimle birlikte diğer kader arkadaşlarımın, özellikle ülkemizin ihtiyacı olduğuna yürekten inandığım Tuncay Özkan Bey’in ve ülkemizin üzerinden yüce adaletini esirgeme Allah’ım... Çocuklarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin, analarımızın, babalarımızın yüzlerini soldurma...
Bizleri ve güzel ülkemizi kötüyle, zalimle, hâinle karşılaştırarak terbiye etme Tanrım! Türkiyemiz aleyhinde karanlığa hizmet edenlere göz açtırma Allah’ım, onların karanlık planlarını ayaklarına dolaştır... Vatanımıza ve milletimize hıyânet içinde olan kötü niyetli kişilerle mücadele edebilecek gücü, aklı, azmi ve sabrı bizlerden esirgeme ve daim kıl Ya Rabbim! Bizler, Senin ışığından ve Türk Ulusu’nun aydınlığından yana olan insanlarız ve bunun için çalışıyoruz... Bizlere, ülkemiz için yapmak istediğimiz tüm güzel şeyleri yapma imkânı ve kudreti ver Yüce Tanrım! Ulusal birliğimizi, bütünlüğümüzü bâki kıl; tüm yurtseverlerin birleşmesini, bütünleşmesini sağla...
Ey Büyük Allah’ım! Senin her şeye gücün yeter... Türkiyemiz’e iyilikler, güzellikler; çocuklarımıza aydınlık bir gelecek nasip et. Yarınlarımızda bugünlerimizi aratma Tanrım.
Allah’ım, dürüst ve adil hukukçularımıza yardım et. Karanlığın onları tutsak almasına izin verme ve aydınlık taraftaki yargıçlarımızdan sağduyuyu ve cesaret duygusunu esirgeme!
Bu esaret günlerimizde bizlere ve ailelerimize verdiğin azim, sabır ve dayanma gücü için sana şükürler olsun, Ya Rabbim...
HAZİRAN 2009 - Silivri, Istanbul
0 yorum:
Yorum Gönder